Her şey bir anla başlar. Sessizliğin en derin yerinde, henüz adı konmamış bir ihtimalin kalbinde doğar ilk kıvılcım. Görünmezdir önce; ne bir gölge düşürür ne de bir ses çıkarır. Ama varlığı, karanlığın düzenini bozan bir fısıltı gibidir. Çünkü karanlık, en çok kendisini sona erdirecek olan o küçük ışığı saklar içinde.
İlk kıvılcım, bir düşüncenin cesaretle tanıştığı andır. Alışılmışın kıyısında duran bir zihnin, bilinmeyene doğru attığı titrek ama kararlı adımdır. Bir sorunun sorulmaya cüret ettiği, bir hayalin gerçeğe dönüşmeyi ilk kez mümkün gördüğü o kırılgan eşiktir. Henüz ateş değildir; ama ateşi vaat eder. Henüz bir devrim değildir; ama devrimin habercisidir.
O, büyüklüğünü başlangıcının küçüklüğünden alır. Çünkü en uzun yolculuklar, en sessiz kararlarla başlar. En parlak ışıklar, en karanlık anların içinden doğar. Ve her değişim, önce bir kalpte yanar, sonra dünyaya yayılır.
İlk kıvılcım, yalnızca bir başlangıç değildir. O, henüz var olmayanın ilk kanıtıdır.